Kerem Can

Kategori: Sağlık Videoları

Can gitarist

da Vinci Si Robotik Cerrahi Turkce.VOB

Kategori: Sağlık Videoları

Dunyanin en gelismis sistemi Si

Sigara bebeğinizi de zehirliyor

Kategori: Anne Ve Bebek, Gebelik Öncesi ve Sonrası Hakkında Herşey, Sigaranın Zararları

bebeğinizi de zehirliyor

Gebelikte içmeye devam ederseniz pek çok riskle karşı karşıya kalabilirsiniz.
Uzun yıllar sigara içmenin vücudun neredeyse tüm organlara zarar verdiği kanıtlanan sigara, gebelikte de içmeye devam edildiği takdirde; doğumdan, düşük yapmaya ve yenidoğan ölümüne kadar birçok risk taşıyor. Uzmanlar anne adaylarının hamilelik dönemlerinde mutlaka sigarayı bırakmalarını öneriyor.
Konuyla ilgili Doç. Dr. Serap Yaltı, “Yıllardır belirtilmektedir. Ağız boşluğu, yemek borusu, akciğer, mesane, pankreas, mide, böbrek, ağzı kanserlerinin nedenlerinden en etkili faktörlerden birisi sigara kullanılmasıdır. Bunun yanı sıra kalp, hastalıklarından % 65 i sigara ile ilişkilidir. Şüphesiz sigara gebelikte de hem anne adayı hem de fetüs için çok tehlikelidir. Tüm bu tehlikeler pasif içicilikte de geçerlidir. Sigara içindeki 3000 den fazla kimyasal madde ile bu etkileri gösterir. Bunlardan en önemlileri nikotin, karbonmonoksit, kadmium ve siyanattır. Nikotin ve karbonmonoksit direkt olarak plasentadan geçer ve fetüsün dolaşımına karışır. Nikotin anne adayının kanında adrenalin, noradrenalin, asetilkolin seviyelerini arttırarak tansiyonun yükselmesine, nabzın hızlanmasına sebebiyet verir. Bu ise plasentanın akımını azaltarak fetüsü olumsuz etkiler. Nikotin anne adayında steroid yapımında bazı enzimleri azaltır ve önemli hormonların üretimi düşer. Karbonmonoksit fetüsün kanında alyuvarlarda hemoglobine kuvvetle bağlanır, fetüsün oksijen seviyesini düşürür. Sigarada mevcut kadmiyum ise anne adayının kanında çinkoyu bağlar. Çinko eksikliği enzim düzeyinde blokaj yaparak fetüsün gelişmesinin yavaşlamasına neden olur. Sigaradaki siyanat ise gelişen hücreler üzerine direkt etkilidir. Sigara içen anne adaylarının plasentaları incelendiğinde damarsal yapıların çok fazla etkilendiği ve fetüse kan akımında ciddi azalma olduğu gözlenir. Bu da fetüsün asfiktik doğmasına neden olur.” dedi.
Gebelikte içilen sigara düşük riskini iki kat arttırıyor
Bilimsel çalışmalarla sigaranın doğmamış bebeğe zarar verdiğinin kanıtlandığını belirten Doç. Dr. Yaltı, “Pek çok çalışmada genetik nedenlere bağlı olmaksızın düşük hadisesinin 2 kat arttığı saptanmıştır. Doğan bebeklerin kiloları düşüktür. Bunun yanı sıra gebeliğin 16. haftasından önce sigarayı bırakanlarda bebeğin kilosu açısından sigara içmeyenlere göre fark saptanmaz. Keza sigara kullanan anne adaylarında erken doğum riski bariz olarak artar. Bu genellikle amnion zarlarının yırtılması ve suların erken gelmesi şeklinde olur. Sigara içen anne adaylarında gebelik komplikasyonlarından plasentanın aşağıda yerleşmesi ve erkenden ayrılması olasılıkları da artmış bulunur. Günde 20 den fazla sigara içenlerde anne karnında fetal ölüm oranı % 62, yenidoğan ölümü ise % 42 dolayında artış gösterir. Sigara içen anne adaylarının bebeklerinde daha sonrasında artmış alt solunum yolu enfeksiyonu gözlenir. Bunun anne karnında sigaranın fetüsün solunum sistemine olan kötü etkiden kaynaklandığı sanılmaktadır.
Pek çok çalışmada sigara tiryakisi annenin bebeğinde daha fazla nörolojik, entellektüel sekeller oluşmakta, okul başarıları ciddi anlamda düşmektedir. üzerinde yapılan çalışmalarda sigaranın plasentadan geçen kanserojen maddelerle lösemi, böbrek tümörü, lenfoma riskini arttırdığı saptanmıştır. Sigaranın bıraktırılması için kliniklere başvurulabilir. Davranış terapileri, hipnoz , akapunktur , nikotin replasman tedavileri yapılabilir. Medya ile ve kişinin yakınları vasıtasıyla yüksek motivasyon sağlanabilir. Gebelikte nikotin sakızları kullanılmaz. Çok sıkıntı yaşanıyorsa çok tercih edilmemesine rağmen transdermal nikotin patch 6-8 hafta süre kullanılabilir.” dedi.
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/600819-sigara-bebeginizi-de-zehirliyor

Sigara dumanı lösemiye neden oluyor!

Kategori: Kanser, Sigaranın Zararları

Sigara dumanı lösemiye neden oluyor!

Sigara vücutta pek çok hastalığa neden olurken, özellikle kanserin de en büyük destekçisi
Sadece sigara içmek değil, dumanına maruz kalmak bile kişiyi hasta etmeye yetiyor. Özellikle sigaranın içindeki “formaldehit” maddesi son zamanlarda çevremizden sıkça duymaya alışık olduğumuz ve gittikçe yaygınlaşan kanser türlerinden biri olan lösemiye davetiye çıkarıyor.
Doç. Dr. Mustafa Çetiner, “1- 7 Nisan Kanser Haftası” öncesinde lösemi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
Dumanı bile hasta etmeye yetiyor
Löseminin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte; bazı faktörler bu kanserin artışından genel olarak sorumlu tutulmaktadır. Bu faktörlerden ilki dur. Kimi maddeler de lösemiye neden olur. Bunların ilk sırasında “formaldehit” yer almaktadır. Bu madde ne yazık ki; endüstriyel alandan ev malzemelerine, diş hekimliğinde kullanılan kaplamalardan malzemelerine kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Mobilyalarda da bu kimyasal sıkça kullanılır. Sigara dumanında oldukça yüksek düzeylerde bulunur. Dizel araçların egzos dumanında, doğal gazda, odunun yanması sonucunda da bol miktarda formaldehit açığa çıkar. Ancak bu etkenlerin doğrudan lösemiye nedeni olduğunu söylemek zordur. Yine de bu toksik madde ile temasın minimal olmasının yararlı olduğunu söylemek mümkündür.
Kanser ilaçları da lösemi nedeni olabilir
Bir diğer lösemi nedeni kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Ne yazık ki, tedavi amacıyla kullandığımız kemoterapi ilaçlarının büyük çoğunluğu yıllar içinde ikincil lösemilerin gelişimine neden olmaktadır. Ne yazık ki; bu biçimde ortaya çıkan lösemilerin tedavisi oldukça zordur ve tedavi yanıtları çoğu kere yüz güldürücü olamamaktadır.
Lösemi tedavisi dikkat ve sabır gerektirir
Lösemiyi ve diğer hematolojik kanserlerinden ayıran en önemli farklılık tedavi sürecinin çok uzun ve çoğu kez uzun süreli yatışlar gerektiriyor olmasıdır. Kullanılan kemoterapi ilaçları oldukça yoğundur. Enfeksiyon ve kanama benzeri komplikasyonlar daha sıktır. Hastalığın seyri faktörlerine, tipine, hastanın yaşına, eşlik eden hastalıklarına göre değişiklik gösterir. Ancak bilinmelidir ki; lösemi günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır.
Her yıl 4000 bin lösemi hastası kaderine terk ediliyor
Türkiye’de lösemi tedavisinde temel olarak bilgi, birikim ve deneyim eksikliğimizin olmamasına rağmen alt yapı eksikliklerimiz halen devam etmektedir. Avrupa Birliği ölçütlerine göre her milyon nüfusa 50 nakli yapılması gerekir. Bu sayı dikkate alınırsa ülkemizde yılda en az 3500 yapılması gerekmektedir. Oysa Türkiye’de yatak, hekim ve personel yokluğu nedeniyle nakil sayısı 1000 sınırına henüz ulaşmamıştır. Yani her yıl 4000’e yakın hasta bu tedavi olanağından yararlanamamakta ve bir anlamda kaderine terk edilmektedir. Sorun sadece mekan sorunu değildir, ülkemizde kan hastalıkları uzmanı sayısı son derece yetersizdir.
Kemik iliği nakli uygulamalarındaki ilerleme lösemi ile mücadelede başarıyı artırdı
Lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapilerde son yıllarda çok büyük değişiklikler olmamasına karşın tedavilerindeki gelişmeler önemli adımlar atmamızı sağlamaktadır. Bu sayede günümüz tıbbı bir zamanlar mutlak ölümcül olarak tanınan akut löseminin tedavisinde büyük yol almıştır. Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi yanıt oranları %80’lere ulaştı, yetişkinlerde akut löseminin bir türü olan “AML”de kür şansı ortalama olarak %40’ları aşmıştır. Kemik iliği nakli uygulamalarının yaygınlaşması, kemik iliği nakli yöntemlerinin çeşitlenmesi ve hastalara uygun tedavilerin geliştirilmesi başarı oranlarımızı ciddi olarak artırmaktadır. Dolayısıyla şunu belirtmek gerekir ki; genel anlamda lösemi tedavi edilebilir, en azından kontrol edilebilir bir hastalıktır.
Lösemi tedavisi kişiye özel olarak planlanmalı
Lösemi tedavisi hekim ile hasta ve hasta yakınları arasında planlanacak bir tedavidir. Tedavi, protokoller dünyanın her bir yerinde benzer olmakla beraber; löseminin tipi, hastanın yaşı, sosyoekonomik durumu, eşlik eden diğer hastalıklar, önceki hastalıkları gibi birçok değişkenin göz önüne alınarak karar verilmesi gereken bir durumdur. Yani hazır tedavilerden çok kişiye özel tedaviler olarak algılanmalıdır. Bu durum tedavi eden hekimin doğru seçilmesini gerekli kılar.
Lösemi tedavisi gören hastanın evinde evcil havyan olmamalı
Evde kedi köpek beslemek löseminin nedeni olamaz ancak lösemi tedavisi gören hastaların evlerinde kedi ve köpek gibi hayvanların kesinlikle barındırılmamaları gereklidir. Benzer biçimde canlı çiçekler de hastalar için önemli bir risktir. Özellikle kan sayım değerlerinin düştüğü ve bağışıklık sisteminin bozulduğu bu durumda; kedi, köpek ve canlı çiçeklerin evde hastanın bulunduğu ortamda olmaması gereklidir.
Alternatif tıp yöntemlerinin lösemi tedavisinde herhangi bir yeri yoktur
Bu konuda sağduyunun baskın olması, çoğu para kazanmak amaçlı yapılan alternatif tıp uygulamaları konusunda dikkatli ve seçici davranılması gerekmektedir. Alternatif tıp yaklaşımının ülkemizde palazlanmasındaki en önemli etkenlerden birinin güvene dayanmayan, çoğu zaman “buyurgan”, ruhsuz, derinliksiz hasta-hekim ilişkisi olduğuna inanıyorum. Kanımca klasik tıp ile sağaltılabilecek hastalara uygulandığında “zararlı” olacak “alternatif” uygulamaların önüne geçilebilmesinin en iyi yollarından biri hastaya bir insan olarak değer vermek, empati yapabilmektir. Hekimliğin “sanat” yanı da budur.
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/614885-sigara-dumani-losemiye-neden-oluyor

Sigaranın korkunç bir etkisi daha!

Kategori: Kanser, Sigaranın Zararları

Sigaranın korkunç bir etkisi daha!

Üstelik bu içmeyenlerden yüzde 61 daha fazla!
Sigaranın, kanseri tedavisi olanlarda hastalığın nüksetmesine neden olduğu ve ölüm riskini artırdığı bildirildi.
ABD Harvard Üniversitesi’nden bilimadamlarının yaptığı araştırmaya, 1986-2006 yıllarında, prostat kanserine yakalanan 5 bin 366 kişi katıldı. Araştırmada, katılımcıların içenlerinde hastalığın nüksetme riskinin, içmeyenlerden yüzde 61 oranında fazla olduğu görüldü.
Amerikan Tıp Derneği’nin (JAMA) dergisinde yayımlanan araştırmada, (kanserli hücrelerin vücudun diğer organlarına sıçraması) rastlanmayan, sigara içen prostat kanseri hastalarının, herhangi bir tür kanserden ölme riskinin yüzde 80 fazla olduğu vurgulandı.
Teşhisten 10 yıl önce sigarayı bırakan prostat kanseri hastalarının ölme riskinin ise hiç sigara içmemiş olanlarla aynı olduğuna dikkat çekildi.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/641981-sigaranin-korkunc-bir-etkisi-daha

Uykuda gelen tehlike!

Kategori: Sağlık Haberleri

Uykuda gelen tehlike!

na yakalanan çoğu kişi kliniklere “Ben horluyormuşum” diyerek gidiyor…
İyi bir günün temeli, gece uykusu ile atılıyor. Sürekli yorgunluk ve dikkat dağınıklığından kaynaklanan şikâyetlerin özünde, uyku sorunları olabiliyor. Araştırmalara göre, uyku sorunları arasında en sık görülenlerden biri insomnia, yani . İkinci sık rastlanan sorun ise uyku apne sendromu. Erkeklerde biraz daha sık olmakla beraber, toplumun yüzde 4’ünde görülüyor. Sık görülen diğer bir ise .
Bunların dışında neredeyse 100’e yakın uyku sorunu tanımlanıyor. Uyku sorunları arasında olumsuz sonuçları bakımından belki de ilk sıraya çıkan ise uyku apne sendromu. Bu sendrom nedeniyle gece iyi uyuyamayan ve gündüz araba kullanırken uyuyakalanlar olduğu gibi, dikkati dağıldığı için iş kazası yapanlar da bulunuyor.
SÜREKLİ UYKU İSTEĞİNE DİKKAT!
Uyku apne sendromuna yakalanan çoğu kişinin kliniklere “Ben horluyormuşum” diyerek geldiğini anlatan Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, “Sendromun klasik belirtileri, horlama ve uykuda nefes durması. Gündüz uykululuk hali, uyuduğu halde yeteri kadar dinlenemediğini hissetme de diğer belirtiler arasında yer alıyor. Bunların dışında geceleri baş ve boyun bölgesinin terlemesi, baş ağrısı ile uyanmak, geceleri sık tuvalete gitmek, yüksek tansiyon, gece çarpıntı yaşamak da bulgular arasında görülüyor” diyor.
CİNSEL İSTEKSİZLİĞE NEDEN OLUYOR
Yüksek tansiyon ve kalpte ritim bozukluğu, uyku apne sendromunun yol açtığı hastalıklar arasında yer alıyor. Tansiyon hastaları ilaç kullansalar da basınçlarının düzenlenmesi mümkün olmayabiliyor. Prof. Dr. Çuhadaroğlu, uyku apne tedavisi ile tansiyonun düzenli hale geldiğini ve ilaç kullanımının azaldığını belirterek, “Uyku apne sendromunun yol açtığı önemli sorunlardan biri de cinsel isteksizlik. Uyku apne sendromu, hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel isteksizliğe sebep olarak özel hayatlarını olumsuz etkiliyor” diye konuşuyor.
TANI NASIL KONUYOR?
Yakınmaları olan kişi, doktora başvurduğunda, öncelikle bir değerlendirme yapılıyor. Üst solunum yolu muayenesi gerçekleştiriliyor. Bu nedenle kulak burun boğaz uzmanına başvurulması gerekiyor. Değerlendirme sonrasında, hasta uyku laboratuarına alınıyor. Burada polisomnografi adı verilen uyku testleri yapılıyor. Vücudun çeşitli yerlerine takılan elektrotlarla hastanın uykusu izleniyor. Cihazlar, tansiyon ölçmeye, erektil fonksiyon olup olmadığını izlemeye, uyku sorunlarının uyku pozisyonuna göre mi meydana geldiğini belirlemeye yardımcı oluyor. Polisomnografi testleri, hastanın talebi üzerine evde de yapılabiliyor. Elektrotların uykudan 1 saat önce bağlanması gerekiyor.
Kayıt süresi genellikle 6-7 saat. Kaliteli 4 saatlik uykunun da sonuç almak için yeterli olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, hastalığa tanı koymada apne ve hipopne sayılarının önemli olduğunu söylüyor: “Uykuda solunumun durması apne, yavaşlaması hipopne olarak tanımlanıyor. 1 saat içinde beşten fazla solunum durması yaşanmışsa, o kişiye uyku apnesi tanısı konuyor.”
APNE SAYISI TEDAVİ YÖNTEMİNİ BELİRLİYOR
Doç. Dr. İlknur Haberal Can da, uyku testinde görülen apne sayısına göre hastalığın derecelendirildiğini belirtiyor: “Uyku testinde 1 saatte meydana gelen apne sayısına bakılıyor. 5-20 arası solunum durması hafif, 20-40 arası orta, 40’tan fazlası ileri derecede uyku apnesi olarak kabul ediliyor. Hafif ve orta derecedeki uyku apneleri cerrahiden fayda görebiliyorlar. Fakat ileri derecedeki apnede, hasta cerrahiden çok fazla yarar göremiyor. Bu hastaların CPAP ya da BPAP denilen sürekli basınç veren cihazları kullanmaları gerekiyor.”
APNE SENDROMUNDA CERRAHİ TEDAVİ
Uyku testi bulguları ve fiziki muayene, apne sendromunun cerrahi yöntemlerle edilebileceğini gösteriyorsa, kulak burun boğaz uzmanları devreye giriyor. KBB uzmanı muayene sırasında, burun, geniz ve boğaz bölgelerinde horlamaya yol açabilecek bulguları tespit ediyor. Ardından Flexible endoskop adlı, burundan ilerletilen yumuşak bir endoskopik aletle burun ve geniz bölgeleri ile yumuşak damak bölgesi, boğaz, dil kökü, nefes borusunun giriş yeri olan gırtlak ve ses tellerinin bulunduğu bölgeler inceleniyor. Bu bölgelerde çökmeye neden olabilecek yerler tespit ediliyor. Testin sonucunu uyku uzmanı ile birlikte değerlendirdiklerini ifade eden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Hasan Tanyeri, için uygulanan yöntemleri şöyle özetliyor:
RADYOFREKANSLA BUHARLAŞTIRMA
“Ameliyatsız yöntemlerde radyofrekansla buharlaştırma aleti kullanılıyor. Bu yöntem, radyofrekans ile burun, boğaz, bademcik, dil kökü bölgelerinin, hastalığın derecesine göre çeşitli seanslarda buharlaştırılarak dirileştirilmesi ve gece çökmelerinin azaltılması esasına dayanıyor.
İMPLANT UYGULAMASI
Bu yöntemde boğaza, özellikle yumuşak damak içinin gece çökmesini engellemek için implant yerleştiriliyor. İmplant işlemi çöken bölgelerin radyofrekans ile dirileştirilmesi yöntemiyle de desteklenebiliyor.
BURUN VE GENİZ ETİ OPERASYONLARI
Nefes alıp vermeyi engelleyen ileri derecede burun eğrilikleri veya şiş burun etleri varsa, bunlar cerrahi yolla düzeltiliyor. Geniz eti özellikle çocukluk çağında burun deliklerini tıkayan, tek başına apneye yol açan bir oluşum. Bu da özel endoskopik tıraşlama yöntemi ile tedavi ediliyor. Bu yöntemde, geniz eti tümüyle alınıyor. Boğaz bölgesinde tıkanıklığa yol açan dokulardan kaynaklanan sorunlar, bademcik, yumuşak damak, dil ve dil kökü ameliyatları ile çözümleniyor.“
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/657583-uykuda-gelen-tehlike

Çocuğunuz sebze sevsin ister misiniz?

Kategori: Anne Ve Bebek, Çocuk Sağlığı, Gebelik Öncesi ve Sonrası Hakkında Herşey

Çocuğunuz sevsin ister misiniz?

Hamileyken bunu yapmalısınız…
Çocuklarının sebze sevmesini isteyen annelerin, gebeyken bol bol sebze tüketmeleri gerektiği bildirildi.
Philedelphia’da yapılan araştırmada, bebeklerin ana rahmindeyken sağlıklı gıdalarla ilgili damak tadı geliştirebileceği belirlendi.
Pediatrics dergisinde yayınlanan çalışmalarında araştırmacılar, tat duygusunun anneden bebeğe yoluyla geçtiğinin saptandığını bildirdi.
Araştırmanın başkanlığını yapan Julie Mennella, ”Vanilya, havuç, sarımsak, nane, anoson gibi tatların amniyo sıvısına veya ne geçtiğini” söyledi.
Sarımsak veya şeker kapsülleri verdikleri gebelerin amniyo sıvısını inceleyen araştırmacılar, ikinci aşamada da doğumdan önce bu tadların bebeğin hafızasında yer edip etmediğine baktı.
Araştırma kapsamındaki gebe kadınlar üç gruba ayrıldı ve bir gruptan gebelikte, bir gruptan da emzirirken her gün havuç suyu içmeleri istendi. Diğer grubaysa havuçtan tamamen uzak durması söylendi.
Doğan bebekler katı gıda almaya başladığında, araştırmacılar bebeklere su veya havuç suyu ile yapılmış verdi. Sonuçta, amniyo sıvısı veya anne sütünde havuçla tanışmış bebeklerin havuçlu tahılı daha çok sevdikleri belirlendi.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/657759-cocugunuz-sebze-sevsin-ister-misiniz

Romatizması olanlar dikkat!

Kategori: Güncel Haberler, Sağlık Haberleri

 

Romatizması olanlar dikkat!

 

Romatizması olanlar dikkat!

Romatizması olanlar dikkat!

hastalarının geçirme ihtimalinin daha yüksek olduğu belirlendi…
Sonuçları Arthritis Research&Therapy dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, romatizmal enfeksiyonlar, kalp hastalığı riskini artırıyor.
İsveçli bilim adamlarının yaptığı araştırmada, 442 romatizma hastası beş yıl boyunca takip edildi. Romatizmal enfeksiyonların ni artırdığını gören bilim adamları, aynı zamanda, romatizma ilaçlarının bu riski düşürdüğünü de tespit etti.
Araştırmaya katılan Dr. Wallberg Jonsson, romatizmal rahatsızlık romatoid artritin neden olduğu enfeksiyonların kalp krizi ve diğer kalp hastalıkları riskini artırdığını, ancak bu riski, enfeksiyonu ve bilinen diğer faktörlerini ederek azaltmanın mümkün olduğunu söyledi.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/660287-romatizmasi-olanlar-dikkat

Kadınlar bu hastalığa karşı bilinçlensin! (Rahim ağzı kanseri )

Kategori: Kanser

Kadınlar bu hastalığa karşı bilinçlensin! ( )

İlk başlangıç evrelerinde genellikle hiçbir belirti ve bulgu görülmüyor…
ağzı kanseri () kadınlarda görülen kanserler içerisinde 2.sıklıkla görülen türüdür. Bu türü düzenli tarama ve kontroller sayesinde önlenebilen tek kanserdir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bestami Özsoy rahim ağzı kanseri hakkında bilgiler verdi.
Rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) nedir?
Özsoy; “Kadın rahmi, gövde ve rahim ağzı kısımlarından oluşur. Rahim ağzı, rahmin doğum sırasında genişleyerek bebeğin çıkmasını sağlayan kısmıdır. Bu kısmı oluşturan hücrelerin anormal bölünmesi ve üremesi sonucunda rahim ağzı kanseri oluşur. Rahim ağzı kanseri, jinekolojik tümörler içinde sağlıklı kadınlarda yapılan düzenli tarama ile önlenebilen yegane kanserdir. Uygulaması oldukça kolay olan Pap-smear testi rahim ağzında kanserleşme eğilimi olan hücrelerin saptanmasını sağlar. Bu hücrelerin kanserleşmeden tedavisiyle tam iyileşme mümkün olur. Rahim ağzı kanseri oluştuktan sonra lenf bezlerine, çevre organlara ve damarları yardımı ile uzak organlara yayılabilirler.”
Rahim ağzı kanseri belirtileri nelerdir?
Rahim ağzı kanserinin ilk başlangıç evrelerinde genellikle hiçbir belirti ve bulgu görülmez. Çoğunlukla kanser yayıldıktan sonra belirti ve bulgular yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Aylık adet kanamaları dışında kanama, vajinadan anormal akıntı, özellikle renkli kanlı akıntı gelmesi serviks kanserinin bir işareti olabilir. Cinsel ilişki sonrası kanama olması (postkoital kanama) sık görülen bir belirti olup yine cinsel ilişki sırasında ağrı olması da serviks kanseri belirtisi olabilir.
Risk faktörleri nelerdir?
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların başında gelen virüsü () ve insan papilloma virüsü (HPV) infeksiyonları, serviks kanseri oluşumunda önemli risk faktörlerindendir. Sigara kullanımı, çok sayıda kişiyle cinsel temas, cinsel hayatın yaşlarda başlaması, çok doğum yapmak en önemli risk faktörü olarak kabul edilir.
Hastalığın tedavisi
Erken dönemde, beş on dakikalık basit bir operasyon (konizasyon) ile sadece rahim ağzındaki hastalıklı bölge çıkarılarak hasta edilebilirken, hastalık ilerlediğinde rahim ve etrafındaki çevre dokuları ile lenf ganglionlarının çıkarılacağı büyük bir operasyona ihtiyaç duyulur. Ayrıca operasyon sonrası tümörün yaygınlık derecesine göre radyoterapi de gerekebilir. Daha ilerlemiş vakalarda operasyon yapılamaz. Ancak radyoterapi ve kemoterapiden yardım beklenir. Kanser erken dönemde teşhiş edildiğinde tedavide başarı oranı yüzde 100′dür. Hastalık ilerledikçe bu oran düşmektedir.
Rahim ağzı kanserinden nasıl korunabiliriz?
* Rahim ağzı kanserinden korunmak için vajinal smear araştırmalarına, yaşa bakılmaksızın ilk cinsel temas yılında başlanmalı ve 1-2 yıllık aralıklar ile tekrarlanmalıdır.
* Erken tanı konulabilmesi için, kadınların uygun aralıklarla hekime müracaat etmeleri gerekir. Doğru tedavinin uygulandığı kadınlarda rahim ağzı kanseri hemen hemen hiç görülmez.
* Rahim ağzı kanserinden korunmanın başlıca yolları; çok eşli olmamak, sigara içmemek ve rahim ağzı kanseri tarama programlarına katılmaktır.
* Rahim ağzı kanseri, vücutta oluşum aşamaları en iyi bilinen kanserlerden biridir. Düzenli olarak kontrollerin yapıldığı kadınlarda hastalık, kanser oluşmadan yakalanabilir ve oluşumu engellenebilir.
* Uygun kontrolleri yaptıran kadınlarda rahim ağzı kanseri görülme olasılığı sıfıra iner ve böylece kadınlar sık görülen kanserlerin biri olan rahim ağzı kanserinden tamamen kurtulabilirler. Rahim ağzı kanserlerinin %99 unda etken HPV’dir. Son yıllarda da uygulamaya giren, HPV aşıları da belli bir süre ile kanser oluşumunu önlemektedir. Aşının etkili olabilmesi için vücut bu virüsle daha önce karşılaşmamış olmalıdır.
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/663183-kadinlar-bu-hastaliga-karsi-bilinclensin

Kanser hastasına kablosuz internet kullanma uyarısı

Kategori: Doktor Makeleleri, Kanser, Sağlık Haberleri

hastasına kullanma uyarısı

Aman dikkât!
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazıroğlu, kablosuz internet kullanımının kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir araştırma yaptıklarını belirtti. Yaklaşık bir yıl önce başladıkları araştırma kapsamında farelerden aldıkları kanserli hücreleri 1, 2, 12 ve 24 saat süreyle a maruz bıraktıklarını anlatan Prof. Nazıroğlu, daha sonra her kategoriden birer örnek alıp, inceleme yaptıklarını kaydetti.
KANSER ÇOĞALIYOR
İncelemeler sonunda, kablosuz internetin yaydığı ışınlara maruz kalan kanserli hücrelerin daha da çoğaldığını tespit ettiklerini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, “Kanser hastalarının evlerinde kablosuz internet bulunuyorsa, bundan bariz bir şekilde zarar göreceği, hücreler üzerinde yaptığımız çalışmayla bilimsel olarak kanıtlandı. Radyasyona maruz kalan kanserli hücrelerin ne kadar maruz kaldılarsa o kadar çoğaldığını gördük’’ dedi. Çalışma sonuçlarını Çin, Fas ve Edirne’de düzenlenen biyofizik kongrelerinde paylaştıklarını kaydeden Prof. Nazıroğlu, çalışmanın uluslararası alanda ilgi gördüğünü anlattı. Kanserli hastaların kablosuz internet ortamından uzak durması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Nazıroğlu, kanser hastalarının tedavilerinin de bu süreçten olumsuz etkileneceğine dikkati çekti.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/691811-kanser-hastasina-kablosuz-internet-kullanma-uyarisi